çocukluğum- mahalle çeşmeleri ve mihr-i vefa suları
hasan hüseyin cesur
I- şehre göç
Annem taze gelin. Soyumuz hep bir arada. Çünkü bir ataerkil yapı ve annemin inceden inceye yükselen sızlanmaları. Toprak az ve çorak, horanta çok. Her şey kıt kanaat. Yamıyorsun tutmuyor, yamamıyorsun açıkta kalıyor. Çalış çabala, elde var sıfır. Hasılı köy zor. Tarlada tapanda çalışırken Sivas’a akıp giden trenleri seyrediyor annem. Biz de diyor…
Babam:
- Zor, olmaz, diyor.
Ağabeyim geliyor dünyaya. Babam sonra şehre çalışmaya gidiyor. Bir umut diye İşçi Bulma’ya kaydoluyor. Derken İşçi Bulma Kurumu’ndan gelen çağrı ve babamın, ballandıra ballandıra anlattığı işe girme serüveni. Babam, o zamanki adıyla Cer Atölyesi’ne işçi olarak giriyor. Yeşilçam filmlerinden tanıdık bir sahne. Babam, kucağında ağabeyimle annem ve bir kat yatakla, umuda, Sivas’a, şehre yolculuk. Ancak, hayat bu, hep kendi çizgisinde yürür.
Annem mutlu ve umutlu. Çalışkan kadın. Sivas’ı seviyor. Aydoğan Mahallesi’nde başlayan Sivas macerası, kendi evini kurmak kaygısıyla Tuzlugöl Mahallesi’ne taşınıyor. Bu arada dört kardeşiz. Ben şu andaki baba ocağının imarını hayal meyal hatırlıyorum. Annemin omuzlukla su taşıdığını, makaraya bağlı tenekelerle çekilen saman karışımlı çamurun bacaya serildiğini iyi hatırlıyorum.
Yeni yeni kurulmaya başlayan mahallemiz, merkezden uzak. Yolu, kaldırımı, suyu olmayan kenar bir mahalle. Telefon zaten yok. Yağmur yağar çamur, kar yağar erir, yine çamur. Annemin işi zor, yedi çocuk. Babam ha bire fazla mesai yapıyor. Ama olsun, biz mutluyuz. Etrafımız açık. Trafik derdi yok, komşular yakın akraba gibi, mekân her türlü oyuna müsait, anne ve babaların içi rahat. Modern iletişim araçlarının haberlerinden ve ürettiği yapay prototip hayatlarından habersiz, ama temiz, saf, samimi ve tabii bir hayatı yaşıyoruz. Mahallemi seviyorum. Ancak kapı komşumuz Kör Ali köyü şehre taşıyan biri olarak, inek besliyor. Malum artıklar bizi rahatsız ediyor. Gerçi kuruyan basmalıkta çok güreş tuttumsa da, yazın yayılan koku, sivrisinek ve ahırda türeyen fareler bizi çok rahatsız etmiştir. Komşu hakkı ödenir mi bilmem.
II- su ve hayat
Artan ev sayısı mekânı bayağı bir mahalle havasına büründürmüştü. Lakin hayatın ve medeni olmanın kaynağı olan “su” bizim için sıkıntıydı. Mahalle olabilmemiz buna bağlıydı. Evlerimizin içine alınacak su, annelerimizin nasırlaşan omuz başlarını kurtarmak demekti, mutluluk ve temizlik demekti. Hatta şehirliyim diyebilmekti.
Büyüdükçe ve aklımız erdikçe “su” bizim için de sorun olmaya devam etti. Seçim dönemlerinde yapılan vaatler yerini bulmadı ve Süleyman Çanka kaybetti. Yeni başkandan umutluyduk. Derken sokağımızı eşme görevi bize düştü. Herkes su umuduyla payına düşen yerleri eşmeye başladı. Komşu ikramları insanlara moral veriyordu. Gecikenlere yardım ediliyordu. Bu arada eşilen kanallar bizim için yeni oyun yerleri demekti. Büyüklerin bütün azarlamalarına rağmen, çalışmanın verdiği hakla oyunumuzu da ihmal edemezdik.
Nihayet borular döşendi. Evlere hatlar çekildi. Musluktan akan suyun verdiği ilk mutluluk unutulur gibi değil. Annemin mutlulukla karışık “Biz de rahatlığa kavuşurmuşuz” sitemi kulaklarımdan gitmiyor. Kısa nöbetlerle de olsa şehirli olmuştuk. Ancak yetmeyen su rezervi yeni bir ihtiyacı hâsıl etmişti. Bize en yakın zamanda bir mahalle çeşmesi gerekti. Bu gereklilik mahalle halkını en kısa zamanda bir araya getirdi ve büyük bir neşeyle üzerine ağabeyimin attığı tarihle mahalle çeşmemiz hizmete açıldı.
Bir damla sudan yaratılan insan; aslını arama çabası içinde hep suyu aradı. Onun için yaşadı, onun için savaştı, onunla temizlendi, onunla beslendi.
Mahalle çeşmeleri de bu anlamda hep merkezde oldu. Kadınlar için sohbetin ya da dedikodunun üssü, oğluna kız bakanların uğrak yerlerinden biriydi mahalle çeşmemiz. Yazın tozu toprağı içinde oynamaktan hararet basan biz çocukların vahası olan çeşmemiz, keşik bekleme sırasında çıkan kavgalarla bazen arena hâlini alırdı. Sakin Anadolu kadınının çığlıkları ve ileri hamleleri onları bir anda kaplana çeviriyordu. Havada uçuşan omuzluklar, bidonlar ve küfürler mahalle çeşmesini panayıra çeviriyordu. Genç kızların akşamın dar vaktinde ya bir çay suyu için ya da çamurlu ayakkabıları temizlemek için ya da ürkek birkaç nazar için başına toplandıkları hasadan, etaminden bahsettikleri kısa süreli bir ziyaret salonuydu mahalle çeşmesi.
Hâsıllı mahallelinin atar damarı ve hayat emaresiydi. Oyalı, pullu yazmalarla yaşmak çeken gelinlerin alelacele gelip, doldurdukları suyun çala döke taşıdıkları, mecburiyetten uğradıkları sıkıntılı bir yerdi çeşmemiz.
III- mihr- i vefa suları
Zaman ilerledi ve evlerin içine aldığımız musluklardan düzenli olarak sular akmaya başladı. Yollarımız asfalt, kapı önlerimiz kaldırım oldu. Çok sürmedi, mahalle çeşmemiz kurudu ve borusuna ağaçtan bir kazık çakıldı. Ardından, asfaltımız yüzünden yer ile yeksan edildi. Hala özlerim. Sıcak yaz günlerinde doyasıya su içip, başımı altına tutup serinlediğim günleri hala özlerim. Bir yanımda ince bir sızıdır mahalle çeşmemiz.
Büyüdüm, mahallemden ve şehrimden tahsil gayesiyle ayrıldım. Uzun seneler sonra -çeşitli fasıllarla yaklaşık on üç sene- geri döndüm. Hemen bütün mahalle çeşmeleri yok olmuş, kimilerinin de suyu kurumuştu. Mahalleler adeta ölen bir cenazenin etrafına toplanmış, hüzünlü bir topluluk hâline gelmişti.
Derken, Mihr-i Vefa su tankerlerini gördüm. Tatlı su taşıyorlar. Çoğu BMC markalı kamyonlar tanker hâline getirilmiş ve tatlı su dağıtım aracı vazifesi görüyorlar. Belli günler ve saatlerde belli yerlerde dağıtım yapılıyor. İlginçtir bizim baba ocağının bulunduğu mahalleye de uğruyorlar. Hem de yok edilen mahalle çeşmemizin tam üstüne duruyor, dağıtım aracı.
Her şey yeniden canlandı birden. Aracın kornasını duyanlar, pusudaki avcı gibi ellerinde bidonlarla akın ediyorlar, çoluk çocuk, yaşlı hepsi bir musluk kapma yarışına giriyorlar. Kısa süreli bağrışmalar, boşuna akıtılan su için yapılan sert uyarılar, genç kızların nispeten çekingenliği, kadınların çocuklarını öne sürüşü, suyu kaçıranların üzüntüsü, mahalle çeşmemizi ve çocukluğumun tatlı heyecanlarını hatırlattı bana. Belki bu da çok sürmeyecek, bitecek. Ancak geriye hayaller, hatıralar ve yaşanan güzel anlar ya da hoş sedalar kalacak. Zira herkes kendi zamanını yaşamak için gönderilmiştir.
Hülasa; burası Sivas ve ben şehrimi seviyorum. Belki tanıtıcı bir yazı değil bu. Ancak bir şehri tanıtmak için önce orada yaşamalı ve oralı olduğunuzu kabul etmelisiniz. Aksi hâlde siz oralı olamazsınız. Bu ise öksüz olmanın ve kökünü, bağını kesmenin adıdır ve acı olandır. Şehirler, mahalle çeşmeleri, şehir halkı ise mahalle halkı gibidir. Çeşmenin başında seven de olur sevilen de. Dövüş de olur barış da. Ama aslolan hayatın kaynağı olan su gibi birleştirici olmak, onun saflığını ve lezzetini tatmaktır. Gerisini büyütmemek lazımdır.