“göğlendi göğlendi, ellaamki gol olacak”

bilal tırnakçı

 

     Bundan yaklaşık on beş yıl öncesinde şehrimin ilk yerel televizyonla tanıştığı yıllardan kalma dilden dile dolaşan kristal bir cümlesidir bu. Hep dil üstünde tutulmuştur düşüp de kırılmasın diyerekten. Dost sohbetlerinde tam gülünecek yere getirilir ki laf tatlıya bağlansın. Söylenmiş midir, söylenmemiş midir çok da önemsemediğim ama üzerinden yıllar geçmesine rağmen o sıcak, o samimi duruşunu koruyan bir cümledir. Sıcak, sıcak olduğu kadar da hesapsızdır. Bir endişeyi (ne derler sonra) içinde barındırmadan söylenmiş ve halen de söylenegelen bir cümle. Kısaca “top yükseldi, herhalde gol olacak” gibi bir cümleyle ifade edilecek bir olayı anlatmaktadır. Ama sanat budur ki, nasıl Arap ya da Azeri kanallarındaki spikerleri dudaklarımızda tebessümle izliyorsak ve onlar bizim için enteresan geliyorsa bu cümlede benzer minvalde ele alınabilir.

 

“göğlendi göğlendi ellaamki gol olacaktı, top kaleye girseydi puan itin olurdu.”

     Bizim şehrin çocukları jöleli saçlarını güneşte parlatarak gezmediler. Cıncık buldularsa buldular, bulamadılarsa gazoz kapaklarına çamur doldurup camla parlatarak yaptıkları enekelerle gazoz kapağı oynadılar. Bu yüzden elleri genelde nasırlıydı. En iyi toplanma yeri mahalledeki bakkalın önü, en çok gidilen yer de her temmuzda Sıcak Çermik’ti.  Hep ezik durdular. Onları en güzel türküler ifade ettiği için, türküleri de en güzel onlar söylediler. Ciğerden gelen nağmeler, ciğerden geldiği için yürek yakar oldu. Dudaktan çıksaydı dudaklar ötesine geçemeyecekti. Çerkezin Kahve’de kuruldu bütün kabineler, çünkü bizimkilerin şarap şişelerinin dibinde memleketi kurtaracakları “Çiçek Pasajları” yoktu. Tahıl Meydanı’ndaki kuşbazdan, Çerkezin Kahve’deki siyaset bilimciye, ev hanımından okuldaki çocuğa içlerinde hep Fatih Sultan’dan kalma bir İstanbul sevdası yanıp durdu. Bu sevda öyle depreşti ki zaman zaman, atı alan Üsküdar’ı geçtiği gibi ta Tekirdağ’ı bile aşıp Avrupalara ulaştı. Amele Meydanı’nda bir günlük yevmiyeye talim etmeyi bekleyen onca delikanlı soluğu bir anda Almanya’nın ışıklı sokaklarında aldı. Oralarda ne yaptılar ne ettiler bilmiyoruz ama gelirken rengârenk MERCEDES ve BMW’lerle geldiklerini biliyoruz. Bir de gelirken getirdikleri omuz başları apoletli Almancı gömlekleri ve mavi bandrollü MARLBORO’larını biliyoruz. Yarım ağız Almanca konuşan bu büyüklerimiz şehrin hem çehresini hem de lehçesini değiştirmeyi başardılar. Birçoğu en karlı yatırım gözüyle baktığı minibüs işine girdi, geriye kalanlar da onca parayı dökerek “apartuman” yaptılar. Şimdilerde o yüksek binalarda onların çocukları oturuyor. Dönenler (temelli geldi) kesin dönüş yaptı, dönemeyip araziye uyum sağlayanlarsa dönmeyi düşünmüyorlar artık. Şimdilerde onların çocukları ya da torunları arz-ı endam ediyorlar şehrin sokaklarında ve hiçbiri “ellaamki” demiyor.

     Ama gidemeyip de kalanlar işte onlar köylerinden gelirken sırtlarına kenger sakızla yapıştırdıkları cümleleri hala dillerinden düşürmediler. O kadar tatlı ve o kadar doğal konuşuyorlar ki onların ne dillerinde ne de üzerlerinde hiç yapmacık durmuyor bu cümleler. 

 

bizim şehrin kadınları

     Madımak zamanı apartmanların işgal edemediği eski mahallelerdeki birkaç kadının bir araya gelerek oluşturduğu organizasyonlarda hala bu tatlı şive konuşulmaktadır. Bu kadınlar güneşi görür görmez şehrin kenar mahallelerine ya da işgal edilmemiş topraklara dağılarak, madımak toplarlar. Aslında madımak toplarken biraz da uzun kış aylarında “güzine” sobaların başında biriktirdikleri malzemeyi birbirleriyle paylaşmaktır niyetleri.

     Topladıkları madımakları sokak aralarında yaktıkları mantislerde pişirir, içine kattıkları pastırmanın kokusu mis gibi etrafa yayılaraktan servis ederek sezonu açmış olurlar. Sezon açılışından kasıt artık odalardan çıkmanın, sokaklara dökülmenin, mahalledeki en geniş avlulu evlerde bir araya gelmenin vaktidir.

     Gücü yetenin et badıyla, yetmeyenin mercimek badıyla katıldığı bu merasimler artık yaz boyunca devam edecektir. Sabahın erken saatlerinde kahvaltıyla başlayan bu toplantılar “anam şimdi herif işten gelir, daha iki çit laf bile edemedik” cümleleriyle bitecektir. Şimdilerde apartman sakinlerinin aylarca birbirlerini bile görmedikleri hesap edilirse bu muhabbetler modern dünya insanının sabır sınırlarının çok ötesindedir. Ertesi gün de buluşulacak ve güneş onların laflarını dinlemekten usanacak, hep yorgun kafasını Meraküm’e yaslayacak ama onlar hala iki çit laf edememiş olacaklardır. Onlar hala sokak başlarında ya da geniş avlulu evlerde sohbet ediyorlar, ama ne o sokaklar ne de o geniş avlulu evler var.