memleket hasreti nedir,

bilir misiniz?

bilâl kartal

 

İnsan doğduğu yerin suyuna, toprağına benzermiş.

Sekiz yıldır Sivas’tan ayrı kalan biri olarak, bittecrübe, doğduğumuz yere ne kadar benzediğimizi bilhassa görmüşümdür.

Sivas memleketim, sıla-yı rahmim, doğup büyüdüğüm yer…

Memleket hasreti denince aklıma ilk gelen, Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye zoraki, bin bir güçlükle gerçekleştirilmiş hicretidir. Medine’ye varış ve Mekke’ye duyulan özlem.

Efendimizden belirli bir zaman sonra Medine’ye gelen biri; Mekke’nin o mevsimdeki hallerini, şehrin nasıl bir güzelliğe büründüğünü anlatınca Allah’ın Resulü çok hüzünlenmiştir. Rivayet odur ki; Efendimiz zaman zaman Mekke istikametine döner, hüzünlenir ve gözlerinden katreler dökülürmüş.

Bana sorarsanız, memleket hasreti bize Peygamber Efendimizden mirastır.

***

İki atasından biri Sivaslı olan ve hunharca katledilen Hırant Dink’in televizyonda anlattığı bir hikâyeyi hatırlatmak isterim. (Yeri gelmişken söyleyeyim; ne hepimiz Hırant Dink’iz, ne de hepimiz Ermeniyiz. Fakat o da en az bizim kadar bu toprakların evladıydı. İyi evlatlarından biriydi.)

Uzun yıllar önce malum sebeplerden dolayı, Sivas’taki köyünden istemeyerek terk-i diyar eden yaşlı bir Ermeni kadının öyküsünü anlatmıştı Hırant Dink.

Yaşlı Ermeni kadın, dünyanın bir ucundan öbür ucuna, Sivas’taki köyünden Amerika’ya göç etmiştir. Belki o zamanlar çocuktu. Kadın Amerika’ya göç ettikten sonra, öyle bir Sivas hasretiyle yanıp tutuşmuştur ki; hayatının son demlerinde artık dayanacak mecali kalmamıştır.

Senenin belirli bir ayında Sivas’taki köyüne gidip gelmeye başlamıştır. Artık, senenin iki hafta kadar bir süresini köyünde geçirmektedir. Köylüler, kadını her yıl o günlerde bekler olurlarmış.

Yaşlı Ermeni kadının bir kız, bir de oğlan iki çocuğu vardır. Çocuklar İstanbul’da yaşamaktadırlar. Yalnız kadının çocuklarıyla arası iyi değildir. Neredeyse bütün bağlar kopmuştur.

Her sene Türkiye’ye gelişinde çocuklarına dahi uğramaz, Sivas’taki köyüne gider, kalacağı günleri geçirdikten sonra tekrar Amerika’ya döner.

Yaz mevsiminin yine o ayı gelmiştir. Köylüler malum misafiri beklemektedir. Kadın yine gününü şaşırmadan gelir. Geldikten bir hafta sonra köyünde, hayata gözlerini yummuştur.

Köylü ne yapacağını bilemez. Bu kadını ne yapacağız ne edeceğiz derken, köyün muhtarı bir şekilde Hırant Dink’le irtibata geçer. Durumu anlatır. Hırant Dink kadının isminden ve soy isminden birçok bilgiye ulaşır. Ve iki çocuğu olduğunu öğrenir. Muhtarla tekrar irtibata geçer. Cenazesinin İstanbul’a gönderilmesini söyler. Muhtar:”Siz bilirsiniz ama bu kadının buraya defnedilmesi daha uygundur, su çatlağını buldu.” der. Hırant Dink o kadar duygulanır ki söyleyecek bir şey bulamaz.

Evet, su çatlağını bulmuştur. Yaşlı Ermeni kadın Sivas’taki köyüne yani doğduğu topraklara defnedilir.

Yıllar yıllar sonra, yaşlı Ermeni kadının Sivas’a geliş sebebini nasıl izah etmeli? Hangi duygular, hangi ses, hangi özlem, onu buralara getirdi dersiniz? Memleket hasreti nedir, bilir misiniz?

                         ***

Artık ben de sekiz yıldır uzaktan bakar oldum Sivas’a.

Şehirler o kadar büyüdü ki yönümüzü şaşırır olduk. Dağları göremez olduk. Hangi dağın ardında bilemem ama ara sıra gönlümü Sivas’a doğru çeviririm. O zaman dudaklarımdan şu türkünün dizeleri dökülür:

Gezsem de dünyanın dört bucağını 

Gönül arzu eder dostu cananı.                                                                                                                                                        

Ey Sivas, ben seni hiçbir şehir kadar sevmedim!